CRM ve İş Geliştirme

CRM ve İş Geliştirme Güncesi

"admin" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

Sosyal CRM

Yorum yok

Sosyal CRM mi ?

Tespit Et,

Kim hakkımda konuşuyor ? Ne konuşuyor ?

Dinle,

Hakkımdaki fikirleri ne/neler ?

Analiz Et,

Yorumlar, kendimi konumlandırdığım noktalar ile ne derecede örtüşüyor ?

Temas Kur,

İşte buradayım bir kezde hakkımdaki deneyimlediklerini benimle paylaş,

Aksiyon Al,

Özür dilerim, Mutluluğumuz uzun yıllar devam etsin, Her şey çok güzel !

****************

Sat,

Gördüğüm kadarıyla şunlara ilgin var, bunlarda senin için uygun görünüyor, x, y, z avantajlarla almaya ne dersin ?

Sattır,

A, B, C, D isimli arkadaşların gördüğüm kadarıyla seninle bir çok ortak paydada buluşuyorlar onlara x, y, z’yi önersen nasıl olur ? Bunu yaparsan sana güzel bir sürprizim olacak…

Ne dedik hep ?

CRM bir felsefedir…

Hem çok şey demektir hem de hiç bir şey…

Analizden yoksun eski kafalar tarafından “Hiç Bir Şeydir” bunların önemi yok ! önemli olan paradır denir genelde…

Evet önemli olan paradır… CRM’in kazandıracaklarını da işin sonunda kazandırdığı para ile ölçmek zorunludur…

Gel gel gelelim “Hiç Bir Şeydir” öngörüsünü kanıtlarcasına yapılan saçma sapan işlere…

Ağızlara sakız olmuş bir istatistik vardır; Dünya’da; CRM yapıyoruz denilerek başlanılan projelerin %87’si çöpe dönüşmektedir. Temel sebep sabırsızlık ve salt bir realize olmuş kısa sürede çok büyük para beklentisidir.

Kesinlikle kısa vadede para beklemek bir çok işletme için hayati önem taşımaktadır. Ancak CRM’in felsefi tarafındaki başarı projeksiyonu olayı biraz daha orta ve uzun vadeye yaymaktan geçmektedir. Keza CRM aldık entegre ettik süper çalışıyor denilecek bir kavram ya da iş yapış biçimi değildir. Şirket içerisindeki tüm noktalara nüfus etmesi gereken bir iş yapış yaklaşımıdır. Önce içeriyi iyi tanımak ve gerekirse bu tanıma sürecini iyice hazmedebilecek kadar uzun tutmak gerekmektedir. Hal böyle iken birileri gelir ve size CRM yapalım şirket uçsun sizde çılgın gibi para kazanın diyecektir… Kavram popüler olunca pek tabiiki ticari kaygılardan dolayı “hadi yapalım” kararı hızlıca alınacaktır.

– Peki ne kadar sürede biter bu iş ?
– Programların kurulması taş çatlasın 5 gün bilemedin 10 gün, sonra hayırlısı olsun anahtar teslim CRM elinizde…

Bu şekilde hazmedilmeden başlanılan projeler, beklentilerin çok yüksek tutulması, 3. parti ortakların yeteneksizlikleri, şirket içi ilgili kaynakların yetkinsizlikleri vb. faktörler sonrasında 5 günlük vaadler yılları kapsayan ve bitmeden çöpe dönüşen CRM projeleri olarak tarihteki yerlerini alırlar…

5 Günde bilemedin 10 günde CRM olmaz… Heleki ülkemizdeki gibi dünya standartlarından binlerce kilometre uzaktaki iş sistemleri ile entegrasyon aşamasında farklı sistemlerin aynı dili konuşmasını sağlatacak projeler asla olmaz… oluyorsa da kadıköy’den rahatlıkla alınabilecek “5 TL’ye CRM Programı”ndan farkı olmaz…

Arama Motoru Reklamcılığı şimdilik ülkemizde neredeyse eşittir; Ad-Words olarak görünmekte. Bu anlamda karşımıza doğru zamanda doğru kelimeleri seçerek düşük ad-words bütçeleri ile maksimum faydayı elde etmek gibi kuramlar çıkıyor…

Peki ya ad-words gibi stratejileri hayata geçirirken google hiç mi yardımcı olmuyor insanlara, direkt bul karayı al parayı mantığı ile mi işliyor ? tabii ki hayır Allah razı olsun insight gibi bir tool ile karar destek yardımında bulunuyor google, ancak yeterli değil ben daha da derinleşmek ve en doğrusuna adım atmak istiyorum diyorsanız işte fikrim;

Öncelikle; bu Google Insight nedir? Ne işe yarar ? Dahası Google insight ile farklı istatistik yöntemler kullanılarak neler yapılabilir ? gibi sorularımızda kendimizi kendi dilimizin döndüğünce aydınlatalım sonra fikrimizi ortaya koyalım… (alttaki iki paragraflık insight tanımı www.ceviz.net‘ten alıntıdır…)

Google bize insight ismini verdiği sistemle aratılan kelimelerin aranma oranlarının öğrenilmesini amaçlıyor ve bunu ülkelere göre ve yıllara göre gösteriyor.Yani en çok hangi ülkelerde bu kelimeler aranmış vehangi yıllarda en çok rehavet görmüş bunu bizimle paylaşıyor.İnsanların günümüzde en çok aradıkları kelimeler neler? vs. gibi birçok istatistiğe ulaşabiliyoruz.

Google Insight’ı neden ihtiyaç duyarım?
Bildiğiniz gibi Google dünyadaki en büyük arama motoru.
-Siz bir site açacaksınız, konusu ne olsun diye düşünürken aklınıza google insight geliyor. En çok aranan kelimelere bakabilirsiniz. Busayede en çok ilgi gören siteler hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
-Açacağınız site için hazır bir sistem kullanacaksınız. Ama en çok hangisistem ilgi görüyor. Drupal mi? Joomla! mı? Mambo mu? Bunların istatistiki bilgilerine sahip olabilirsiniz.
- Google Adwords gibi kelime bazlı reklam vereceksiniz ama hangi kelimeleri seçmeniz gerektiğini tam olarak bilmiyorsunuz. Sitenizle ilgili olan kelimeleri kontrol edin ve popüler olanlarını seçin.

Bu sistem en çok kimlerin işine yarar?
Tabiki internet reklamcılığı ile uğraşan ve ürün pazarlayan firmalar ve online reklamlardan para kazananlar.Çünkü böylece bu işle uğraşanlar hedef kitlelerine konsantre olabilecekler.

Bu kısa tanımlamalardan sonra gelelim farklı istatistik metodlar ve toollar yardımıyla fayda sağlatabilecek fikrimize;

Daha çok ekonomik verilerin tahminlemesinde kullanılan teknik analiz metdoları ve tooları yardımıyla strateji takvimizin dahilinde, ne zaman ? hangi hedeflere ? nasıl ulaşabilirim ? türündeki sorunlarınızı insight’tan aldığınız veriler ile kelime seçme aşamasına getirdiniz. teknik analiz yazılımları ile geçmiş dönem insight verilerinizin aranma geçmişini setledikten sonra gelecekte hangi kelime hangi dönemde yaklaşık hangi adette aranacak gibi tahminlemelerde bulunabilirsiniz. Bu ne mi kazandıracak ? Alternatif kelimeler keşfederek herkesin x birim harcayarak ulaştığı hedeflere siz x birim / aradaki fark kadar daha düşük maliyetler ile ulaşabilirsiniz…

Detaylar için benimle iletişime geçebilirsiniz…

Bir sadakat modeli ile müşterilerinizi yada hedef kitlenizi tekilleştiriyorsunuz ve buradan yola çıkarak belirli periyotlarda raporluyorsunuz. Raporunuzun içeriğinde satış noktası bazında; tekil müşteri, çoğul müşteri, sepetteki ürün adeti, ciro vb. içerikler mevcut, bir kaç aylık sürece baktığınızda stabil seyreden durum karşısında tek farklılık noktası ciro oluyor ve bu gözle ilgili bilgileri takip etmeye alışıyorsunuz. Bir süre sonra tekil müşteri adetiniz iki katına, çoğul müşteri adetiniz 3 katına, cironuz 2 katına sepetteki ürün adetiniz 2,5 katına çıkıyor muazzam bir gelişme, duyarlı olduğunuz tek nokta ciro olduğundan kıvırdık bu işi vurduk parayı diye bas bas bağırıyorsunuz…

Ama kimsenin aklına geçmiş dönemlere oranla ürün başına ödenen para, toplam ciro içerisinde temas noktasının payı, tekil müşteri başına düşen ürün adeti ve ciro gibi unsurlardaki gelişimi sorgulamak gelmiyor dahası gelse de ciro tamam olduğu için pek önemsenmiyor, ancak ilgili veriyi derinlemesine incelediğinizde bir de bakıyorsunuz ki 10 binlerce ürününüz içerisinde hareketlilik sürekli aynı ürünlerde, ama ciro arttı ya boş ver ürünü sorgulamayı, satın alma alışkanlığını sorgulamayı…

Oysa ki satın alınan ürünün yanında satın alınmayandan 1/10 oranında daha satsan neler kazanacaksın… Neyse boşver ciroya bakmaya devam…

Televizyon izlerken birilerine bakıp da “Ya bu adam bu sığlıkla nasıl
buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz oldu mu hiç?

Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan
bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp “Bu
cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?” diye iç geçirdiniz
mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li bu hissi çok yaşamış
olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya
attı:

“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel
alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

- Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

- Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

- Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların
niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

- Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı
niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Bitmedi…

Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve
klasik “Nasıl geçti?” sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi…

Soruların yüzde 10′una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine
güvenleri” müthişti. Onların “testin yüzde 60′ına doğru yanıt
verdiklerini” düşündükleri; hatta “iyi günlerinde olmaları halinde
yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları” ortaya çıktı.

Soruların yüzde 90′ından fazlasını doğru yanıtlayan-lar ise “en
alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70′ ine doğru yanıt
verdiklerini düşünüyorlardı.

Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu’nun
metni yazıldı:

“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve
yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı
işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin
hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş
bir itici güç oluşturur.

‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.

Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında
‘fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere
kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini
beklerler…Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye
çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile
suçlanırlar…”

“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça
kendilerinden emin olmalarıdır.”

Her birey bir diğer bireyden yada diğer bireylerden ayrılır ve bu ayrımı kişiye özel farklılıklar betimler bunu hepimiz biliyoruz. En genel hatları ile dahi insanları kadın yada erkek diyerek cinsiyetine göre dahi ikiye ayırabilmekteyiz. Bir alta indiğimizde aynı topluluğu yaş gruplarına göre de ayırabiliriz. Bu sayede hem yaş grubu hemde cinsiyet olarak en temel farklılıkları göstermek suretiyle bir çok alt grup oluşturabiliriz.

Örneğin;

1000 kişilik bir topluluğu;

Erkek, Kadın olarak ayırdığımız anda Erkeklerin sayısını; 500, Kadınların sayısını 500’e indirmiş olabiliriz. Aynı topluluğu bu kez yaş gruplarına göre ayırarak daha spesifik özellikte mikro gruplar oluşturabiliriz. Genel hatları ile 1.000 kişilik grbu cinsiyet ayrımına gitmeden;

0 – 14 Yaş Grubu : 143 kişi
15 – 19 Yaş Grubu : 143 kişi
20 – 25 Yaş Grubu : 143 kişi
26 – 34 Yaş Grubu : 143 kişi
35 – 44 Yaş Grubu : 142 kişi
45 – 54 Yaş Grubu : 142 kişi
55 Üstü Yaş Grubu : 142 kişi

Şeklinde de ayırabiliriz.

Aynı veriyi kullanarak bu kez işin içine cinsiyeti de koyduğumuzda;

Erkekler

0 – 14 Yaş Grubu : 72 kişi
15 – 19 Yaş Grubu : 72 kişi
20 – 25 Yaş Grubu : 72 kişi
26 – 34 Yaş Grubu : 72 kişi
35 – 44 Yaş Grubu : 71 kişi
45 – 54 Yaş Grubu : 71 kişi
55 Üstü Yaş Grubu : 71 kişi

Kadınlar

0 – 14 Yaş Grubu : 72 kişi
15 – 19 Yaş Grubu : 72 kişi
20 – 25 Yaş Grubu : 72 kişi
26 – 34 Yaş Grubu : 72 kişi
35 – 44 Yaş Grubu : 71 kişi
45 – 54 Yaş Grubu : 71 kişi
55 Üstü Yaş Grubu : 71 kişi

Gibi 1.000 kişilik grubu sadece yaş grubu ve cinsiyet ayrım etiketleri ile mikro ve daha kolay yönetilebilir hale getirme şansına sahibiz. En temel segmetasyon budur ve bu temel özelliği ile ilgili yapıya Demografik Segmentasyon adı verilmektedir.

Demografik Segmentasyon tamamen kişilerin yaş, cinsiyet, meslek, öğrenim, oturduğu il, ilçe, semt, ülke, sosyo ekonomik statü grubu gibi özelliklerini kapsamaktadır ve dönemsel olarak değişiklik gösterebilmektedir. İlgili yapı firmanızdan yada iştigal konunuzdan bağımsız bir içeriğe sahiptir ve sizin tetiklemenizle değişme olasılığına sahip değildir.

Diğer yandan müşteri olarak adlettiğimiz firmamız ile ticari ilişkisi olan kişi yada firmalar, firmanızda temel varlık sebebiniz olan ister ürettiğinizi sattığınız ister hizmetlerinizi sattığınız kitle olarak firmanıza ciro ve kar anlamında bir değer bırakmaktadırlar. Yani her müşterinizin cebinden ister parasal ister farklı karşılıklarda mutlaka parasal karşılıktaki bir değeri alır karşılığında sattığınızı verirsiniz. Bu anlamda her müşteri ilişkisinde ciro elde eder ilgili ciro üzerinden de kar edersiniz. Bu anlamda her müşteri ilişkisinde olduğunuz kişinin şirketine bıraktığı parasal karşılık bir birinden farklıdır. Bu farklılığı görür ve yönetirsiniz. Kimi müşterileriniz 100 TL bırakır bu hacim karşılığı size %20 kar ettirir, kimi müşteriniz 1.000 TL bırakır ancak %5 kar bırakır. Bırakılan kar müşterinizin harcama alıişkanlığı ve düzenlediğiniz kampanyalara göre farklılıklar göstermektedir. Ancak her iki içerikte de mutlaka bir değer yatılmaktadır ve bu değere göre de müşterilerinizi gruplandırmak zorundasınızdır. İşte bu gruplama yada segmentasyon çeşidine Değer Segmentasyonu adı verilmektedir. Aşağıda A, B, C, D, E, F, G, H, I, J, K, L, ,M, N, ,O, P, X, Y, Z ve T müşterileri yer almaktadır. Tablodayu inceleyerek ilgili bilgiyi pekiştirebilirsiniz.

İlgili içeriğe şu gözle bakılmasını tavsiye ederim;

Y müşterisi; 100 – 300 TL arasında ciro bırakırken bu ilişkiden şirketimize %11 ile %25 aralığında kar bırakmaktadır.

P müşterisi; 300 – 500 TL arasında ciro bırakırken bu ilişkiden şirketimize %41 ile %50+ aralığında kar bırakmaktadır.

L müşterisi; 0 – 100 TL arasında ciro bırakırken bu ilişkiden şirketimize %41 ile %50+ aralığında kar bırakmaktadır.

C müşterisi; 1000 TL üzerinde ciro bırakmasına rağmen karlılığı çok düşüktür.

CIRO KAR
%0 – 10 %11 – 25 %26 – 40 %41 – 50+
0 – 100 x j k l
100 – 300 i y h g
300 – 500 n o z p
500 – 1000 d e f t
1000 + c a b m

Y Müşterisi için artık çok net bir şekilde şu yorumu yapabiliriz; ilgili müşteri, ortalamanın altında ciro yapar aynı zamanda karlılığı çok yüksek değildir, ilgili müşterinin davranışları analiz edilerek bir üst segmente sevk edilmesi durumunda oluşturacağı ciro yu arttırmak karlılığınıda arttırmak anlamına gelebilir.

P Müşterisi için çok net bir şekilde şu yorumu yapabiliriz; ilgili müşteri, ortalama bir ciro yapmasına rağmen en yüksek karı bırakmaktadır ve ilgili müşteriyi sadece ciro tarafında bir kaç adım yükseltmek çok ciddi kar artışına yardımcı olacaktır. Benzer durum L müşterisi için de geçerlidir.

C müşterisi ise; çok yüksek ciro bırakmasına rağmen kar odaklı yapılanmada çok büyük bir değer yaratmamaktadır. Bu müşteriden daha yüksek değer elde edebilmek için farklı yollar araştırılabilir.

Değer ve Demografi Haricinde müşterilerinizi mutlaka ki Davranış Segmenti anlamında da incelemeli ve segmente etmelisiniz örneğin;

Müşterilerin bir kısmı Sadece Çarşamba günü, Bir kısmı sadece Cumartesi günü, Bir kısmı hem Perşembe hem de Salı günü sizinle temas ediyor olabilir. Bu bir davranış verisidir. Bir kısmı Sadece indirim dönemlerinizde bir kısmı yüksek sezon olarak adlandırabileceğiniz dönemlerde sizinle temas ediyor olabilir. Bir kısmı yazlığı olduğu için sadece kışın bir kısmı ise tatil yöresinde konumlandığınız için sadece yazları sizinle temasa geçiyor olabilir. Bir kısmı sadece tek bir ürününüzde sizinle temasdayken bir kısmı tüm ürünlerinizi alıyor olabilir. Bir kısmı belirli zaman aralıklarında belirli adetlerde mutlaka temas ediyorken bir kısmı dağınık ve stabil olmayan bir temas aralığı gösteriyor olabilir.

Tüm segmentasyonların temelini RFM denilen bir tür skorlama oluşturmaktadır;

R – Recency (Son Temas Tarihi ile Bugün Arasındaki Gün Bazında Adetsel Farklılık yani bugün’ü 17 Mart kabul edersek ve müşterinizin en son sizinle 10 Martta ticari bir ilişkiye girdiğini tespit edebilirsek müşterinin Recency’si 7 olarak karşımıza çıkacaktır.)

F – Frequency (Müşterinin dilerseniz belirli bir periyotta dilerseniz sizdeki tüm hayatı boyunca sizinle olan temas sıklığıdır. 1 aylık Frekanslar bakmak istediğinizde x müşterisi eğer son 1 ayda 3 kez size geldiyse ilgili müşterinin frekans’ı 3 olarak görünecektir.)

M – Monetary (Müşterinizin isterseniz bir periyot boyunca isterseniz tüm sizdeki yaşamı boyunca bıraktığı ciro yada kar’ı ifade eden DEĞER anlamını taşımaktadır. X müşterisi sizdeki tüm hayatı boyunca size toplam 400 TL bıraktıysa müşterinin Monetary karşılığı 400 TL olacaktır.)

Peki RFM denilen skor nasıl hesaplanır ve ne şekillerde kullanılır aynı zamanda bize ne tür katkıları olabilir ?

RFM skorlaması genelde her bir harf için 1 den 5 e kadar bir değer ataması ile gruplandırılır, incelediğiniz harfin yada içeriğin 1’den 5’e kadar olan gruplar içerisinde nasıl işaretleneceğini çeşitli istatistik modelleri ile tespit edebilirsiniz. Değer atamalarınız bittikten sonra artık aşağıda ki tabloya benzer bir RFM skoruna sahip müşteri kitlesine sahipsiniz demektir.

MÜŞTERİ RFM DURUMU
R F M
RECENY FREQUENCY MONETARY
X MÜŞTERİSİ 2 4 3
Y MÜŞTERİSİ 5 2 5
Z MÜŞTERİSİ 5 4 5
T MÜŞTERİSİ 1 1 4

Yukardaki örnek RFM tablosundan yola çıkarak ta aslında müşterilerimizi Segmente etmiş bulunuyoruz aynı zamanda bu tabloya bakar müşteriler ile ilgili şu tür yorumlar yapılabilir;

X MÜŞTERİSİ; en son kısa bir süre önce gelmiş bugüne kadar bir çok kez gelmiş ve ortalama bir parasal değer yaratmış. Her temasında ¾’lük bir harcama potansiyeline sahip.

Y MÜŞTERİSİ; oldukça uzun bir süredir gelmemekte, hayatı boyunca çok fazla gelmemiş ancak bu az gelişlerinde de en yükse değerlerden birini oluşturmuş, bu yüzden bu müşteri ile en kısa süre içerisinde temasa geçilerek neden gelmediği araştırılabilir aynı zamanda tekrar getirilmesi ve daha sonrasında da sık sık getirilmesi için yeni yöntemler geliştirilmelidir keza müşteri ne kadar çok gelirse bırakacağı değer diğer müşterilere göre kesinlikle en yüksek değer olacaktır.

Aslında temel olarak bu anlamda dahi müşterileri; RFM’e göre, 2-4-3, 5-2-5, 5-4-5, 1-1-4 gibi puanlayarak segmente edebiliriz.

Kaç haftadır CRM ile ilgili stajyer arayışım devam ediyor belkide 20den fazla aday ile görüştüm sadece bir tanesi konuyu duymuş onun dışında ne bir ilgi ne de meraklı göz görebildim. Bir raporlama türümü ? Bilgisayar Programı mı ? Ne işe yarar gibi sorularla karşılaşmaktan ciddi anlamda gına geldi…

Üniversitelerdeki öğretim görevlisi sayın hocalarıma yüksek sesle öneriyorum; sayın hocalarım; Gelişmiş ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin büyüklük ölçütü olmaksızın bir kültür haline getirdikleri CRM ile ilgili lütfen öğrenci arkadaşlarımıza bir kaç kelam olsa da bahsediniz yada piyasadan profesyonelleri derslerinize davet ediniz ve arkadaşlarımız en azından konuyu merak edebilecek kadar bilgi sahibi olsunlar…

applicationDevelopmentGartner’ın “Dataquest Insight: CRM Software Market share Analysis, Worldwide 2008″ raporuna göre dünya çapında; yazılım, donanım, uygulama ve danışmanlık gibi CRM harcamalarında bir önceki yıla göre; %12,5 oranında artış göstererek 9,6 milyar dolar’a (14,6 milyar TL) ulaştı. 2012 yılında bu rakamın 13 milyar dolara (19,8 milyar TL) ulaşması öngörülmekte.

2009 yılında da şirketlerin resmi olmayan veriler ışığında ciddi yatırımlar yapacakları tahmin edilmekle birlikte CRM’in bir kültür olarak ülkemizde de sorgulanmaya başlandığı gözlemlenmekte. Türkiye’deki yatırımların 2008 – 2009 periyotunda neredeyse 2 kat büyüme gösterdiği tahmin edilmekte.

Özellikle kriz dönemlerinde yapılan CRM yatırımlarına bağlılığın ve şirket tarafından sahiplenilme durumunun kriz dışı dönemlere oranla daha yüksek olduğu kanısı oldukça yaygın. Ülkemizde ilk 500′de yer alan firmaların %70′ine yakınında CRM’in uygulandığı yada uygulanmaya çalışıldığı net olarak gözlemlenmektedir. Özellikle kriz dönemlerinde sadık müşteri kavramının tüzel kişiliğin ömrüne olan katkısını artık acı tecrübeler sayesinde kanıksayan ülkemiz iş dünyası ilk 500 içerisinde yer almamasına rağmen CRM yatırımlarına başlayacaktır diye düşünüyorum.

En önemli husus bir çok yazımda altını çizerek belirtmeye çalıştığım gibi CRM yolculuğuna çıkan yada çıkmaya hazırlanan firmaların CRM’in bir IT projesi olmadığını, kesinlikle felsefe olduğunu anlamalarından geçmektedir. Bilindiği üzere malesef dünya’da CRM yapılanması için çıkılan yolculukların %82’si başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.

Pazar akşamı bir arkadaşımla yeni işi üzerine konuşuyorduk, işi gereği neredeyse dakika da 1-2 müşteri ile alakadar olmak zorunda kalıyor ve günde yaklaşık 10 saat çalışıyor. Günde yaklaşık olarak; 1.500 kişi ile alakadar oluyor. Çalıştığı iş yerinin hinterland’ının da B+ ve A segment müşterilere ait bir lokasyon olduğunu düşünürsek müşteri sorunları ağırlıklı sorunlar yaşanıyor… Müşteri statüsü gereği ve kendine yüklediği “…hiç bir şeyi beğenmeyeceğim” misyonu sebebiyle sürekliye yakın bir süreçte memnuniyetsiz… Arkadaşım da kafayı sıyırmak üzere olduğundan geçen gün bir müşteri ile ciddi tartışmış, er ne kadar kendisine daha yeni girdin işe aman civanım canım civanım etme eyleme uyma bunları desekte ister istemez şu soru geliyor akla; ” Müşteri Her Zaman Haklı mıdır ? ”

Herhangi bir müşterinizin şirketinizden hizmet alabilmesi için tek kişilik bir firma değilseniz mutlaka ve mutlaka bir personeliniz ile temas etmesi zorunluluktur bunu biliyoruz, müşteri şikayetleri ve memnuniyetsizlikleri artan bir personeli tutmak şirketinizin geleceği için çok da mantıklı değilburada haklısınız, peki ya personel kim olursa olsun müşteri sürekli memnuniyetsiz ise ne yapmak gerekir ? Şunu biliyoruzki mevcut müşteriyi elde tutmanın maliyeti yeni müşteri kazanma maliyetinin neredeyse 5′de 1′i…

Varın siz çıkın işin içinden…

Diyeceğim o ki bizim gibi orta gelişmişlikteki toplumlarda heleki tüketim canavarlığı had safhada olan ancak bilinçli tüketim oranı düşük olan bir toplumda bence müşteri her zaman haklı değil…

Şirket stratejilerimizi oluştururken sürekli başvurduğumuz personel eğitimlerine bence müşteri eğitimleri gibi öğeleri de yerleştirmek ve müşterilerimizide eğitmeye ihtiyacımız var…

21 Aralık 2009 Pazartesi günü saat 14:00′de TRT FM’de İş Dünyası Programı’nda Prof. Dr. Murat FERMAN Hocanın konuğu oluyorum. CRM, MIS, İş Geliştirme ve Bussines Intelligence Konularında sohbet edeceğiz…

Powered by WordPress Web Design by SRS Solutions © 2012 CRM ve İş Geliştirme Temadown Wordpress Wptr Tema yapim SRS Solutions Sponsor Super Gezi